Liseli Mücadelesinin Dinamikleri

Lise dönemi düşüncelerin değiştiği, arayışların arttığı,sorgulamanın kaçınılmaz olduğu bir serüvendir. Biz liseliler sistemin yarattığı çelişkileri doğrudan yaşayarak bu serüveni derinleştiririz. Ancak sistem bu sorgulamayı kendisine karşı bir güç olarak gördüğü için liseli gençliğin bu dinamizmini çeşitli baskı politikaları ile sönümlendirmeye çalışmaktadır. Bu baskı politikaları aynı zamanda sistemin kendini yeniden üretmesinin bir parçasıdır. Çünkü sistem kendi çarkı dönmeye devam etsin diye her alanı tekeline alırken biz liselileri de bu çarkın dönen dişleri haline getirmeyi hedefliyor. Sorgulamayan, eleştirel düşünmeyen, sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş, bilimden uzak neoliberalizmin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş eğitim modeli sunuyor. 

Bu ‘eğitim modelinde’ evrim teorisi müfredattan çıkarılıyor, ÇEDES Projesi kapsamında okullara imamlar atanıp ölü yıkama dersleri, maket mezar yapımı gibi ‘dersler’ sunuluyor. Ayrıca bizleri geleceksizlikle, yoksullukla baş başa bırakan bu düzen devlet ve patronların işbirliği içerisinde oluşturduğu MESEM Projesini alternatif olarak önümüze çıkartıyor. Bunun adını ‘nitelikli eğitim’ koyarak bizleri ucuz, güvencesiz bir şekilde sermaye sınıfının işçi ihtiyacını ‘ucuza ve sorunsuz’ bir biçimde çözüyor. Patronlar ucuza işçi bulmanın keyfini sürerken biz işçi sınıfının çocukları erken yaşta eğitimimizden uzaklaştırılıp işçi olmaya zorlanıyoruz. Bu sözde proje kapsamında birçok sıra arkadaşımız sakatlandı, hayatını kaybetti. Tablo bizlere açıkça gösteriyor ki bu düzen bize gül bahçeleri sunmuyor, sunmayacak.Gençliği ‘apolitik’ veya ‘pasif’ olarak tanımlayan düzen bizlerin mücadele eden karakterini görünmez kılmaya çalışıyor. Ancak liseler bu sorunların öznesi olduğunu bilen ve bu sorunların yalnızca yaşandığı bir alan değil sorunlara karşı mücadelenin kıvılcımının çakıldığı, direnişin örgütlendiği bir alan olmalıdır.

Liselerde karşımıza çıkan engeller

Liseli mücadelesi öznelerinin içinde barındırdığı dinamizme rağmen çeşitli zorluklar ile karşı karşıyadır. En başta liseliler yaşları gereği okullarında, ailelerinde baskı altındadır. Okul yönetimleri çeşitli disiplin mekanizmaları ile liselilerin kendi sözünü söylemesine ve örgütlenme pratiklerine engel olmaktadır. Ailelerimizde ise baskı burayla paralel bir şekilde ilerler. ‘Daha yaşın çok küçük, üniversiteye gidemezsin, başını belaya sokma, okuldan atılırsan hayatın biter’ gibi söylemler ile mücadeleden uzaklaştırılmaya çalışılıyoruz. Yaratılan bu korku iklimi birçok liselinin çaresiz, yalnız hissetmesine sebep oluyor. Bir diğer baskı yeri de medyadır. Medya ve egemen ideoloji bizlerin mücadelesini kırmaya, değersizleştirmeye çalışır. 

‘Ergenlik hevesi, adrenalin, marjinal olma çabası’ gibi söylemler ile kendi sözümüzün meşruiyeti yok sayılıyor. Oysa bugün lisede yaşadığımız sorunlar ne sadece bireysel ne de sadece bugünü ilgilendiren meselelerdir. Tabi sadece zorluklar ile karşı karşıya değiliz. Aynı zamanda pek çok avantajımızın olduğu bir durum vardır. Geleceksizlik, yoksulluk, eşitsizlik liseliler için soyut kavramlardan ibaret değildir. Doğrudan kapitalist düzenin yarattığı yapısal sorunlar gündelik hayatın parçasıdır. Yaşadıklarımız üzerinden kendi sözümüzü üretmemizde kendi mücadele pratiklerimizi oluşturmamızda bu maddi temeller alanın avantajlarındadır. Ayrıca bugün meşru taleplerimiz ile liselerde verdiğimiz mücadele yalnızca mevcut sorunlara karşı bir direniş değildir. Aynı zamanda yarınımızın, geleceğimizin taleplerini örgütlü bir biçimde inşa ediyor. 

Biz liselilerin talepleri sadece eğitim alanını kapsayan sorunlar değildir insanca bir yaşam talebinin ayrılmaz parçasıdır. Genel olarak laik, bilimsel ve fırsat eşitliğinde bir eğitim mücadelesi veriyoruz. Müfredatımızın herhangi bir siyasi, ideolojik, ırkçı, cinsiyetçi kuşatma ile çevrelenmesini istemiyoruz.Çünkü eğitim, gençlerin özgürce düşünebildiği, eleştirel aklın rehberlik ettiği bir süreç olmalıdır. Bilimsel müfredatı daraltan, eğitimi bir ticaret anlayışına indirgemek toplumun bütünü geriye götürür. Bilgiyi özgürleştirmek yerine dogmalarla kuşatan sorgulama yerine itaati esas almak edilgen kuşaklar yaratır. Bu yüzden ne okullarımız ne de müfredatımız sermayenin, iktidarın ihtiyaçları ile değil bizlerin meşru ihtiyaçları ile şekillenmelidir. 

Liselilerin Özneleşme Aracı: Liseli Serüvenciler

Liseli Serüvenciler ise bu taleplerin içerisinden doğmuş bir öz örgütlenme alanıdır. Alanın yapısı liselilerin adına konuşan değil aksine liselilerin kendi sözünü ürettiği, mücadelesinin temelini attığı kolektif bir yapıya sahiptir. Özneleri ile birlikte var olan taban örgütlenmesi biçiminde ilerleyen bu alan, biz liselilere mücadele deneyimleri ve kazanımları getirmeyi amaçlıyor. Bu örgütlenme biçimi ortak sorunları, çelişkileri yaşayan liselileri ortak bir mücadele hattında birleştirir.Ortak mücadele hattı, biz liselilerin yalnızca bilinçlenmesini değil, aynı zamanda edilgen konumdan çıkarak politik bir özne haline gelmesini sağlar. Liseli Serüvencilerin örgütlenme pratikleri mücadeleyi dar bir alanı sıkıştırmaz. Kapitalist düzenin yaşamın her alanına nüfuz etmeyi amaçladığını bilir ve mücadelesini sınıfsal bir zemine oturtur. Bunu yaparken çeşitli kültür sanat,eleştirel düşünce buluşmalarında, eylemlerde bir araya gelip sesimizi ve isyanımızı büyütüyoruz. 

Bu talepler için yürüttüğümüz mücadele yalnızca okul sıralarından ibaret değildir. Çünkü bu sorunlar yalnızca okulda değil yaşamın her alanında karşımıza çıkacaktır. Liseli mücadelesi de sıralardan sokaklara taşmak zorundadır. Sokaklar yalnızca mekan değil tarihsel mücadelenin ve direnişin alanıdır. Mücadele gücünü bulurken de bu yolu açanları da ışık tutanları da unutmuyoruz. Erdal Eren’in idam sehpasında bile boyun eğmeyen direnişinden, Alexis Grigoropoulos’un devlet şiddetiyle katledilmesine karşı Yunanistan sokaklarını saran gençlik öfkesinden,Gezi Direnişi sırasında polisin hedef alarak sıktığı gaz kapsülü ile aramızdan ayrılan Berkin Elvan’ın ardından büyüyen adalet arayışından besleniyoruz. Onların mücadelede ki kararlılığı, gençliğin tarihsel bağlamda yalnız olmadığını bizlere gösterir. Kaybettiklerimiz bizim için bir yas simgesi değil aksine direnişin simgesidir. Bu nedenle isyanımız korkup geri çekilen değil kolektif belleğimizden aldığımız cesaret ile bugünün mücadele hattını oluşturmaktadır.Bu tarihsel ve sınıfsal bilinçle Liseli Serüvenciler olarak ‘Sıralardan sokağa liseliler isyanda’ şiarımızla 1 Mayıs meydanlarını, okullarımızı, atölyelerimizi yaşamın her alanını isyanımızla kuşatıyoruz.

Yazar