AKP’nin bir dönemki kalkınma söylemleri ardına saklamaya çalıştığı yıkım düzeni artık üstünü örtmeden uzak, açık bir saldırı biçimine dönüşmüş durumda. Artık kalkınan şehirlere dair vaatler yok, sözde insanların hayatına refah getireceği iddia edilen projelerin sonucu olarak Türkiye’nin dört bir yanını saran kuraklık var. İktidarın kısa vadeli rantları gıda üretimine tercih etmesi sonucu ortaya çıkan, karşılaması her geçen gün daha da zorlaşan gıda fiyatları var. Açık bir şekilde maden sahası olarak çukura dönüştürülen şehirler var. 

Hedef: Muğla

Bu talan düzeninin uzun süredir hedefinde olan ve yoğun bir direnişle karşılaştığı için sürekli olarak gerek usulsüzlüklerle, gerek bu talan için özel çıkarılan yasalarla beraber gündeme gelen yerlerden biri de Muğla. Özellikle Akbelen’de verilen mücadele, Türkiye’de yakın dönemdeki en önemli ekolojik direnişlerinden biri haline geldi. Ancak bu yılın Ocak ayının başında çıkarılan “Acele Kamulaştırma Kararı” bir kez daha Türkiye’de biyoçeşitlilik açısından en zengin bölgelerden biri olan Muğla için tüm yaşamı durma noktasına getirecek bir talan kararıyla karşı karşıya kalmasına sebep oldu.

Geçtiğimiz sene meclisten geçirilen ve ormanları, sulak alanları, tarım arazilerini maden sahasına açmak için kurgulanan “Talan Yasası” ile bölgedeki zeytinliklerin hedef alınması üstüne, daha bu yılın ilk haftalarında bu defa bir acele kamulaştırma kararlarıyla Akbalen’i dev bir maden sahasına dönüştürme girişimi gündeme gelmiş durumda. Bu acele kamulaştırma kararıyla bir gecede, tek bir imzayla Muğla’nın 6 köyünde 679 hektar alan kamulaştırıldı. 48 milyon metrekareye tekabül eden bu 679 hektar, rahatlıkla bir ilçe büyüklüğünde bir alanın maden sahasına dönüştürülmesi demek. Bu yalnızca İkizköy’ün ya da Akbelen Ormanı’nın ağaçlarının değil, Çamköy’ün, Karacahisar’ın, Çakıralan’ın, Bağdamlar’ın, Karacaağaç’ın su varlıklarının, topraklarının, hayvanlarının yıkımı demek, orada yaşayan köylülerin yerinden edilmesi demek. Yani bir diğer deyişle bu bir ilçeyi tamamen çoğunluğu yabancı işletmelerden oluşan şirketlere satmak, haritada bir ilçenin yerini dev bir çukura dönüştürerek silmek demek. 

Akbelen’de yedi yıldır direnen köylüler ise bu karara karşı direnişlerini “Rant Uğruna Kök Sökenlere Karşı Kök Salıyoruz” diyerek sürdürüyorlar. Onlar için bu mücadele bölgedeki zeytinliklerin, suların ve bunlara sımsıkı bağlı olan yaşamlarını koruma mücadelesi. Yıllardır emekleriyle üretim yaptıkları köylerini terk etmeyeceklerini, sonuna kadar direneceklerini söyleyen köylüler, bu kararı durdurmak için hem fiili hem de hukuksal mücadelelerine devam edeceklerini duyurdular.1

AKP’nin Madensever Vizyonu 

Peki, yalnızca Muğla’yla sınırlı kalmayan, ülkenin dört bir yanını acele biçimde maden sahasına çevirmek için her gün artan bu girişimlerine son hız devam etmesindeki “acelenin” sebebi ne? Bu soruyu sorduğumuzda, Akbelen’de gerçekleştirilen ekolojik yıkımın ardındaki tablo bize AKP’nin son dönemki ekonomi anlayışına ve sıkışmışlığına dair genel bir çerçeve sunuyor. AKP, başta katma değerli üretimi, teknoloji ve sanayi kapasitesini nitelikli iş gücüyle birlikte büyütme hedefini —ya da en azından söylemini— öne çıkarırken 2013 sonrası bu hedef yerini toprak, maden, enerji ve inşaat gibi alanlarda hızlı ve kısa vadeli, ucuz iş gücüne dayalı rant üretimini önceleyen bir ekonomi planına bıraktı. Madenler ise AKP’nin döviz ihtiyacı karşısında ekonomik bir teminat yaratma girişimi aslında. 

Peki, bir bölgeyi maden sahasına açmak ne demek? Bu, açıkça bir bölgeyi kısa süreli toplu bir döviz girişi için gözden çıkarmayı ifade ediyor. Bu hem toprağı öldürmek, bölgeyi yaşanmaz hâle getirmek hem de o bölgeyi, köyü, şehri, ormanı ve suyu yabancı yatırımcıya “devretmek” ya da tahsis etmek anlamına geliyor. Aynı zamanda madenlerin neoliberal kapitalist düzende bir diğer işlevi de tek bir kazı işlemi bile yapılmadan önce, tahmini değer üzerinden açılan borsa hisseleriyle finansal değer üretmesi ve bu yolla hızlı para temini sağlaması. Yani bu tablodan da görüldüğü üzere iktidar, kriz yönetimi stratejisi olarak ekonomi sürdürülemez hâle geldikçe altın, lityum ve nikel gibi madenlerin getireceği hızlı paraya giderek daha fazla ihtiyaç duyuyor. Bu kısa vadeli hedefler bizim günlük yaşamımızı geçici işler, derinleşen yoksulluk, zehirlenen gıda ve su gibi pek çok şekilde direkt olarak etkiliyor.  Kısaca Kanada’daki veya İsveç’deki maden şirketi sahipleri ve onların yerelde aracılığını yapan şirketler zenginliğine zenginlik katarken, köylüler evlerini, hayvanlar yaşam alanlarını, bölgede yaşayan tüm canlılar sağlıklarını kaybediyor. 

  1.  Akbelen’de acele kamulaştırmaya İkizköylüler tepkili: Bizim rızamız yoktur, karardan vazgeçin. Evrensel https://www.evrensel.net/haber/593829/akbelen-de-acele-kamulastirmaya-ikizkoyluler-tepkili-bizim-rizamiz-yoktur-karardan-vazgecin
    ↩︎