İçişleri Bakanlığı Genelgesinden YÖK’ün Yazısına: Üniversitelerdeki Stant Saldırıları ne Anlama Geliyor? 

Yeni akademik yıl, İçişleri Bakanlığı’nın, 81 ile yolladığı 17 maddelik “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” isimli genelgeyle birlikte başladı. Çok geçmeden bu genelge ile paralel olarak YÖK tarafından , “Terörsüz Türkiye” konulu bir yazı gönderildi ve eğitim öğretim yılının başında olacak açılış etkinliklerinin ya da ilk derslerin bu yazıdaki “Terörsüz Türkiye” süreci hakkında olması istendi. Yayınlanan genelgenin hedefinin üniversitelerdeki güvenliğin sağlanması olduğu iddia ediliyor. Ancak genelgenin içeriği iktidarın üniversitelere ve gençliğin kendini örgütlü bir şekilde ifade edebilme imkanına saldırı hedefi ile birebir uyuşmakta. Genelge açıkça üniversitelerdeki özgür demokratik ortamın ve öğrencilerin kendilerini ifade edebilme, örgütlenme haklarının elinden alınması için ince ince dizayn edilmiş.

Genelgenin maddelerine göre üniversitelerdeki ve çevrelerindeki oyun salonları, kafeler ve benzeri mekanlar daha sıkı denetim altına alınacak. Ekip ve tim görevlendirilmelerinin artırılması ve detaylandırılması ile birlikte öğrenci gruplarının yapacağı etkinliklerden doğrudan istihbarat yoluyla haberdar alınması ve hızla müdahale edilmesi de genelge hedefleri arasında yer alıyor. Bunun yanında kampüslere giriş çıkışlarda parmak izi tanıma ve turnike sistemleri kullanılması, kampüslerin içerisinde ise kapalı devre kameraların yaygınlaştırılması hedefleniyor. Tüm bu maddeler, kişisel verilerin gizliliği ve korunması açısından eleştirilerin ve tartışmaların odağında oldu. 

Ek olarak bu genelge ile birlikte halihazırda zaten öğrencilere karşı yapılan sosyal medya takiplerinin resmen yasal bir zemine dayandırılması da İçişleri Bakanlığı’nın ve YÖK’ün üniversitelerdeki baskının arttırılması için kollarını sıvadığına dair göstergelerden sadece biri. 

“İllegal-Marjinal” Gruplar Vurgusu

Bir diğer tartışmalı konu ise genelge kapsamında “illegal-marjinal” grupların herhangi bir şekilde stant açmasına izin verilmeyeceği yönündeki maddeler. Bu “illegal / marjinal” grupların sınırının herhangi bir şekilde çizilmemesi keyfi uygulamalarla öğrenci stantlarının kapatılacağını apaçık gözler önüne seriyor.

Nitekim genelge hızla bu amaçla kullanılmaya da başlandı. Özgür demokratik üniversiteler için mücadele eden, yemekhane zamlarına karşı eylemlilik ören; barınma sorunu, ulaşım maliyetleri, bursların yetersizliği ve mezuniyet sonrası işsizlik gibi öğrencilerin temel sorunlarını gündeme taşıyan öğrenci örgütlerinin açtığı stantlara müdahaleler gerçekleşti. Öğrencilerin örgütlenmesini ve haklarını arayıp ses çıkarmasını engellemeye çalışan bu genelgeye karşı stant açan öğrenciler “terörle iltisaklı” olduğu gerekçesiyle hedef gösterilerek üniversitelerdeki meşruiyetleri tartışmalı hale getirilmeye çalışıldı. Ege Üniversitesi’nde öğrenciler göz altına alınırken İstanbul Üniversitesi’nde faşist çete aparatlarıyla saldırılar gerçekleşti. 

Genelgenin Özgünlüğü

Aslında söz konusu genelge gibi üniversitelere yollanan güvenlik konulu genelgelerin ilki bu yıl yayınlanmadı. Ancak bu yıl yayınlanan genelgenin diğerlerinden oldukça keskin farkları var: 

  • öğrencilerin sosyal yaşam alanlarının ve faaliyetlerinin daha fazla gözetim ve denetim altında tutulması;
  • sürekli arttırılan ve detaylandırılan güvenlik zincirlerinin oluşturulması; 
  • doğrudan istihbarat yöntemiyle sürecin işletilmesi;
  • hatta bu güvenlik ve istihbaratı sağlayacak kişilerin yine öğrencilerin olduğu mesajı yoluyla öğrenciler arasında parçalanma ve güvensizliğin oluşturulması.

Bu ve benzeri maddeler önümüzdeki dönemlerde üniversite hareketliliği açısından kritik bir noktada duruyor. Özellikle de 19 Mart süreci sonrasında, iktidarın gençlik hareketinde yaşanabilecek yeni ani patlama risklerine karşı kendisi açısından belirli güvenlik önlemleri alması şaşırtıcı değil. Ancak iktidarın almayı hedeflediği önlemler tek başına üniversite hareketinin geleceğini belirlemeye yetmeyecektir. 

Gençlik Mücadelesi Belirleyici Olacak

Yeni dönemde üniversitelerde güvenlik ve denetim politikalarının kapsamının pratikte ne ölçüde genişleyeceği, öğrencilerin ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin nasıl etkileneceği ve bu etkilenme sonucunda gençlik hareketinin durumunun ne yönde değişeceği konusunda, iktidarın dayatmaları kadar gençlik hareketinin bu dayatmalara karşı takınacağı tutum da belirleyici olacaktır. 

Akademik yılın başlamasından bugüne geçen 2-3 haftalık süreçte dahi, öğrencilerin ve gençlik hareketinin genelgeyi kabullenip geri adım atmadığını, aksine okullarda yaşanan hak ihlallerine, yemekhane zamlarına ve daha geniş politik sorunlara karşı üniversitelerinden ses çıkarma iradesini yükselttiklerini gözlemleyebiliyoruz. 

Genelge her ne kadar üniversitedeki gençleri depolitize etmeyi hedefliyor olsa da, bu hedeflerin ters tepmesi de önümüzdeki ihtimaller arasında.   Çünkü egemenler yayınladıkları bu tarz yazılar ve genelgeler ile öğrencilerin yaşadığı sorunları ortadan kaldırmadığı gibi, bu sorunlar etrafında biriken öfke ve mücadele isteğini de güvenlik politikalarıyla ne kadar çabalasalar da yok edemiyorlar. Aksine, hep tarihte de olduğu gibi, baskının arttığı koşullarda öğrencilerin kendi sözünü kurması, yan yana gelmesi ve ortak bir mücadele hattı oluşturması daha da baskın hale geliyor. Bu yüzden buradan sonra hangi ihtimalin baskın geleceğini belirleyecek şey ise bizlerin mücadele azmi ve doğru mücadele hattını hayata geçirme becerisi olacak. Üniversitelerimizi kendi arka bahçelerine çevirmeye çalışanlara karşı direnişimizi ve sözümüzü büyütmek, dağınık ve anlık tepkileri örgütlü bir mücadele ile sürekliliğe bağlayabilmek ve gençliğin geleceksizliğe mahkum edilmesine karşı birlikte mücadele etmek bizim ellerimizde. Bugün yan yana gelip stantlarımızı, sözümüzü ve örgütlülüğümüzü savunmak yarının özgür üniversitelerini kurmanın da adımlarından biridir. 

Yazar