Ankara Zirvesi, NATO 3.0 ve Emperyalizmin Yeni Eğilimleri

NATO Liderler Zirvesi, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşti.

Zirve öncesi yapılan sterilizasyon furyasıyla Ankara baştan aşağı yenilendi, yollar ve parklar halkın kullanıma kapatıldı ve yüzlerce devrimci eylemlere katılabileceği gerekçesiyle ev baskınlarıyla gözaltına alındı.

Her fırsatta “kamuda tasarruf” naraları atanlar, NATO Zirvesi için 11.5 milyar liradan fazlasını harcayarak, emperyalistleri kırmızı halılar ile saraylarda karşıladı.

Türkiye’nin F-35 programına yeniden giriş süreci, ulusal savunma harcamalarının artırılması, Ukrayna’da süregelen savaş ve NATO 3.0 tartışmalarıyla geçen zirve esnasında İran’ın bombalanması; zirvenin gerçek niteliğini gösteriyor.

NATO 3.0 ile birlike; Batı emperyalizminin ve bölgedeki alt-emperyal ülkelerin, dünyada yaşananlar çerçevesinde reorganizasyon sürecinin gerçekleşmesi hedefleniyor.

Türkiye bu sürecin önemli aktörlerinden biri olmaya hazırlanırken, zirvenin Ankara’da gerçekleşmesi ve hükümetin iç siyasette attığı adımlar rastlantı olmaktan çıkıyor.

Ankara Zirvesi

NATO, on bine yakın personeli ve yüze yakın komite/komisyonuyla dinamik şekilde işleyen karar alan bir organizasyondur.

Bu bağlamda Liderler Zirvesi’nin asıl işlevi, birliktelik görüntüsü verip bürokratik yollarla uzayan ya da aşılamayan engelleri doğrudan liderler bazında çözmek için kullanılan bir gündem haline geliyor.

Bu yönüyle değerlendirildiğinde bu yılki zirve de Trump nezdinde emperyalistler, süregelen hegemonya krizine rağmen NATO hala ayakta ve emperyalizmin savaş örgütü olmaya devam edecek mesajını vermeye devam ediyor.

Trump yönetiminin jeo-ekonomik saldırganlık politikaları sonucu ABD- Avrupa Transatlantik hattının zayıfladığına yönelik çıkarımlara karşı verilen “biraradalık” imajı, Çin-Rusya-İran eksenin batı emperyalizmine karşı yarattığı tehditin bir sonucu.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da liderler zirvesinin sonunda bir sonuç bildirisi yayınladı.(1)

Üye ülkelerin Washington Anlaşması’nın 5. maddesinin “bir üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır” ifadelerine bağlılığını vurgulayarak başlayan metinde, Avrupa üyeleri ile Kanada’nın 2025 yılında temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar dolardan fazla artırdığı bilgisine yer verildi.

Ayrıca liderler, 2026 yılı için Ukrayna’ya askeri teçhizat, yardım ve eğitim alanlarında 70 milyar avro taahhüt ettiklerini, 2027 yılında da en az buna eşdeğer seviyeleri sürdürme yönündeki egemen taahhütlerini teyit ettiklerini açıkladı.(2)

Zirvede yaklaşık NATO’nun 43 milyar avroluk yeni bir savunma paketi duyuruldu. Paketinin yarısından fazlasını hava ve füze savunma sistemlerine yönelik yatırımlar oluşturuyor. İttifakın teknolojik üstünlüğünü korumayı amaçlayan en önemli uzun vadeli projelerden biri “NATO Drone Edge” girişimi oldu. 

Bu program kapsamında, önümüzdeki beş yıl boyunca insansız ve otonom sistemlerin geliştirilmesi ve tedarik edilmesi amacıyla 40 milyar dolarlık bir kaynak ayrılacak.(3)

Bir süredir Trump yönetiminin bastırarak vurguladığı savunma harcamala-

rının tamamı karşılanmadıysa da ABD hariç tutulduğunda, Avrupa ülkeleri ve Kanada’nın savunma harcamalarının toplam GSYİH’lerine oranı %2,53 seviyesine ulaşmıştır. Bu grup toplamda yaklaşık 634 milyar dolarlık bir harcama yapmaktadır.(4)

ABD’nin üye ülkelerin bu hedefi tutturmalarına yönelik ısrarının nedeni, dünyadaki en büyük 20 savaş sanayii şirketinin 9’unun doğrudan ABD’de olmasıdır.(5)

Kapitalizmin küresel olarak savaş sanayisine yapmış olduğu bu yatırım dünyada artan aşırı-sağ iktidarların militaristik söylemleri ile doğrudan ilişkilidir.

Zirvenin Türkiye’ye dönük gelişmelerine baktığımızda magazinsel gündemleri dışarıda tutarsak en tartışılan konu şüphesiz Türkiye’nin F-35 programına dahiliyeti. 

Trump’ın zirve esnasında “Türkiye’yi programa yeniden dahil edebilirim.” demesinin ardından Türkiye, diplomatik bir kriz haline gelen S-400 füzelerinin pabucunu dama atarak füzeleri hızlıca elden çıkarmanın yollarını arıyor. 

Trump’ın zirvedeki sözleri dikkat çekse de F-35 programına geçiş için kongrenin de onay vermesi gerekiyor.

NATO 3.0, Savaş 3.0, Sömürü 3.0

Yakın tarihimizde Çin’in ABD ile girmiş olduğu hegemonya mücadelesi kapsamında açığa çıkan gelişmeler dünyada emperyalizmin yeniden örgütlenmesini ve yeni eğilimler etrafında birleşmesini zorunlu kılmıştır.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, 7 Ekim saldırıları ile başlayan süreçte Gazze’de açığa çıkan insanlık dışı tablo ve Esad-Hizbullah-Hamaney hattının çöküşü yeni gerçekliğin ürünü ve yapıcısıdır.

Bu yeni gerçekliğin emperyalizmin savaş örgütü NATO nezdinde açığa çıkan kavramsallaştırma NATO 3.0 olarak karşımıza çıkıyor.

NATO 1.0, Soğuk Savaş döneminin Avrupa’nın toprak savunması ve ABD’nin kıtadaki kalıcı liderliği etrafında örgütlenen ittifakı olarak nitelendirebiliriz. Bu süreçte Sovyetler Birliği ile doğrudan girilen hegemonya mücadelesiyle birlikte Avrupa’da komünizm tehlikesi ortadan kaldırılmak isteniyordu.

NATO 2.0, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ortaya çıkan, kapitalizmin küreselleşme dalgası ile birlikte sömürünün tüm dünyaya yayılması için gerekli askeri müdahale yapan bir ittifaktı. Afganistan, Libya, Irak ve Balkanlar’da “terörle mücadele” adı altında işgal girişimleri yapıldı.(6)

NATO 3.0 ise, küresel sistemde Çin’in hem ekonomik hem askeri hem de politik düzlemde etki alanını genişletmesi ve Rusya ile yakınlaşması ABD için artık temel tehdit halini almasıyla gelişen süreçte, Avrupa’nın Batı bloğunun konvansiyonel savunmasında daha büyük bir sorumluluk üstleneceği bir gerçeklik.(7)

Bu gerçeklikte ABD, Avrupa’dan askeri olarak Rusya tehdidinde karşı silahlanmasını -mümkünse kendi silahlarıyla silahlanması- ve ekonomik olarak Çin alternatifine karşı kendi ekseninden ayrılmamasını istiyor.

ABD’nin kendisi ise Çin ile girdiği mücadelede kendi eksenine tehdit oluşturabilecek tüm unsurları zor yoluyla ortadan kaldırmayı, Trump yönetimi ile birlikte önüne koymuş durumda.

NATO 3.0 ile birlikte yalnızca jeopolitik dengelerin getirdiği dönüşüm değil, savaşların gerçekleşme biçiminde gelişen dönüşümler de tartışılıyor.

Ukrayna ve Libya’daki savaşlarda insansız hava araçlarının varlığı ve İran – İsrail savaşında kullanılan füze teknolojileri, içinde bulunduğumuz dönemde asimetrik savaş stratejilerini ve teknolojilerini gündeme taşıyor.

Ayrıca Palantir ile birlikte gündemimize giren yapay zeka destekli savaş ve istihbarat teknolojisi güncel tartışmaların merkezinde yer alıyor

Tüm bunlar göstermektedir ki içinde bulunduğumuz dönemde de emperyalizm, sürekli savaş dinamiğiyle yeni dönemin yeni yöntem ve eğilimleriyle halklara sömürüyü dayatıp bombalar yağdırmaya devam edecek.

Türkiye’nin Rolü 

Saray ittifakı, emperyalizmin yeni dönemdeki hedeflerine sıkıca uyarak hem iç hem de dış politikada ABD ekseninin ileri cephe komutanlığı görevini üstlenmiştir. 

Ortadoğu’daki yeni düzende Baas rejiminin tasfiye edilip yerine HTŞ’nin ikame edilmesi, ABD eksenli jeopolitik hedeflerin bir sonucudur.

Bugün iç politikada karşılaştığımız otoriter emek rejiminin kurumsallaşması ve toplumsal muhalefetin bastırılmaya çalışılması gibi olgular, Türk devletinin yeni gerçeklikte daha güçlü bir şekilde konumlanma sürecinin steril biçimde gerçekleşmesi için attığı adımlardır.

Adana merkezli kurulacak yeni kolordu ve Beykoz’da kurulacak yeni deniz komutanlığı ile birlikte, NATO’nun Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki planları Türkiye’den doğru yapılacak.

Ayrıca son yıllarda devlet teşvikleriyle muazzam büyüyen yerli silah sanayisi, Avrupa’da belirli askeri ürünlerdeki “ucuz imalat” ihtiyacını gidermeyi hedefliyor.(8)

Sonuç

Ankara Zirvesi’nde ortaya çıkan toplumsal muhalefet, Saray iktidarının gözaltı, tutuklama ve yasaklama dalgasıyla bastırılmak istense de ülkenin dört bir yanından “NATO’ya Hayır!” sesi yükseldi.

Emperyalizm yeni döneme yeni yöntem ve arayışlarla girerken bizlere düşen de buna uygun devrimci bir antiemperyalist hattı örerek emperyalizmin iç ve dış aktörlerine karşı mücadele etmek olacaktır.

Yazar