Deniz Göktaş Çıktı Diye Kuyu Tipleri Bitti mi?

Geçtiğimiz günlerde, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, dini değerlere hakaret ve Cumhurbaşkanına hakaret gibi suçlamalar ile tutuklanan komedyen Deniz Göktaş serbest bırakıldı. Deniz Göktaş’ın 88 gün süren tutukluluğu ve bu tutukluluğu kamuoyunda “Kuyu Tipi” olarak da bilinen Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde geçirmesi ile Kuyu Tipleri kamuoyunun gündemine bir ölçüde de olsa girmiş gözüküyor.

Deniz Göktaş’ın tutukluluğu süresince birçok sosyalist kurum ve gençlik örgütü konuya yakın ilgi göstermişti. Devrimci bir aileden gelen, kendisi de sol değerler ile temas halinde olan ve bunu gösterilerinde de sergilemekten çekinmeyen Göktaş’a yönelen baskı, bu baskı karşısında Göktaş’ın geri adım atmaması, bile isteye ülkeye geri gelmesi ve savunmalarında özür dilemek bir yana söylediklerinin arkasında durması bu ilginin sebepleri arasında. Göktaş’ın tutumuna paralel olarak ülke genelinde sosyalistler de konuyu gündemine almış, açıklamalar yapmış, duruşmaları takip etmiş ve hatta eylemler dahi düzenlemişti. En nihayetinde de Deniz Göktaş, bu desteğin etkisiyle ya da değil, tahliye edildi ve özgürlüğüne kavuştu.

Ancak bu süreç içerisinde Deniz Göktaş’a kendisinin de talep ettiğinden fazla anlam yüklenirken, Deniz Göktaş’tan devrimci bir kahraman, bir ikon yaratma girişimlerine varan tutumlar ile ne yazık ki karşılaştık. Bunu ifade ederken, bu eleştirimin hiçbir şekilde Deniz Göktaş’ın şahsına veya duruşuna yönelik olmadığını en baştan vurgulamak istiyorum. Bir üst paragrafta da ifade ettiğim üzere, Göktaş bir duruş ortaya koyan, bu duruştan geri adım atmayan ve bu uğurda da bedel ödemeyi göze alan, saygı duyulması gereken bir figür. Ancak devrimci öncü olma iddiasında olmadığı gibi, ona dair böyle bir beklentiye girmek de muhtemelen en çok bizzat Deniz Göktaş’ın şahsına zarar verecektir. Bu zarar da bir yana, bana kalırsa tüm bu Deniz Göktaş sürecine dair dönüp baktığımızda yapılan daha büyük bir hata var.

Deniz Göktaş’tan böyle bir figür yaratma çabasına girmemize gerek yok. Çünkü halihazırda Kuyu Tiplerinde aktif olarak tutsaklığı süren, bir kısmı Kuyu Tipinde olmasa da kaldıkları hapishanelerde aldıkları görüş yasağı ve hücre benzeri cezalar ile tecrit edilen, bir kısmı bu tecride karşı açlık grevinde olan, işkencelerde kaburgaları kırılan devrimci öncüler varlığını sürdürüyor. Bugün halihazırda İstanbul Üniversitesi öğrencisi Taceddin Erol Şahin, Grup Yorum emekçisi Cem Dursun ile beraber, kaldıkları Silivri Marmara 6 No’lu L Tipi Cezaevi’nde, Kuyu Tiplerine ve hapishanelerde devrimcilere uygulanan tecrit işkencelerine karşı açlık grevlerine 150 günü aşkın süredir devam ediyorlar. Aynı hapishanede Cemil Kurt ve Emircan Yazıcı da açlık grevinde. Talepleri ise son derece sınırlı: hücre kapılarının açılması, ortak alandaki kameraların kaldırılması ve hücre cezalarının sona ermesi.

Yine bugün halihazırda Devrimci Gençlik Dernekleri üyesi birçok genç dostumuzun tutukluluğu sürüyor. Bunların bir kısmı tutukluluğunu Kuyu Tiplerinde geçirmişken, Berkay Ustabaş dahil bir kısmının ise kaldıkları diğer cezaevleri fiilen Kuyu Tipine dönüştürülüyor. Hücre cezaları ve görüş yasakları ile tecrit koşulları dayatılıyor. Yine DGD üyesi 16 yaşında bir başka dostumuz günlerinin neredeyse tamamını tek kişilik hücrede geçirmeye devam ediyor.

Gençlik örgütleri olarak Deniz Göktaş’a sahip çıkmış olmamız çok değerli bir şey, çok sekter bir tutum alıp bunu eleştirecek değilim. Tam tersine devletin işkence pratiklerine maruz kalan herkese sahip çıkılması gerektiğine inanıyorum. Ancak Deniz Göktaş’a sahip çıkarken, bir yandan da büyük bir fırsat elde etmiştik, hala da aynı fırsata bir ölçüde sahibiz:

Bir türlü kamuoyuna taşıyamadığımız, sol veya muhalif kamuoyunda dahi gündem edemediğimiz ve bizden düzenli olarak can almaya devam eden[1] Kuyu Tiplerini bir bütün olarak gündem etmek. Deniz Göktaş’ın yaşadığı baskı ve tecrit işkencesini, bu işkence pratiğini genel olarak teşhir etmek için bir kaldıraç olarak kullanmak.

Bu süreç içerisinde, Deniz Göktaş’ın sahip olduğu tanınırlık ve mizahi dilinin de yarattığı imkanlar sayesinde, Kuyu Tipleri gerçeği bizim normal şartlarda erişebildiğimiz ve harekete geçirebildiğimizden çok daha geniş kitleler ile temas etti. Orada kalan herkesin bunu ve belki daha da kötülerini hak ettiğine inanan birçok insan, Kuyu Tiplerinin insanlık dışı olduğuna dair bir anlatı ile tanıştı ve bir ölçüde hak verdi.

Bu temasları bizim şu ana kadar yaratamamış olmamız bir yana (bu maalesef ki Türkiye’de hayatın olağan gerçeği haline geldi), bu temasların ilk adımlarını atmamıza yardımcı olacak bir figür önümüzde beliriverdi. Kendi kendine, kendi ün ve tanınırlığı sayesinde bu temasları yarattı. Belki doğrudan Taceddin’i, DGD’li dostlarımızı, gençlik mücadelesini yükselten diğer tüm mücadele arkadaşlarımızı konu ettiğimizde karşımızda konumlanacak birçok insan, Kuyu Tiplerine karşı bizim tarafımıza yakınlaştı. Gençlik hareketi ve daha geniş anlamda sosyalist hareket de Deniz Göktaş sürecini sahiplenerek bu adımın karşısına kendisini bir muhatap olarak sunmayı bir ölçüde başardı. Gerçi bu başarı bile, bizden daha büyük ölçüde Deniz Göktaş’ın söylem ve tercihleriyle bizzat kendisinin muhatap olarak alışılmış muhalif odaklar yerine sosyalist odakları ima etmesinden kaynaklandı. Yani aslında sonu Deniz Göktaş’ın özgürlüğü ile biten 3 aylık bir sürecin kamuoyunda bu kadar yer edebilmesini biz değil bizzat Deniz Göktaş’ın kendisi sağladı.  

Ancak neredeyse bizzat Göktaş tarafından işaret edilenler biz olmamıza karşın, şu ana kadar bu süreçte elde ettiğimiz fırsatın hakkını veremedik. Bu sürecin hakkı sadece Deniz Göktaş’ı savunarak verilemezdi, nitekim konu Deniz Göktaş’ın özgürlüğü ise bunu sağlamakta bizden daha mahir birçok kurum ve kişinin var olduğu kesin (bizzat Deniz Göktaş’ın kendisi de dahil).

Bu sürecin hakkını Deniz Göktaş’a üzülen herkese, sıra arkadaşımız Taceddin Erol Şahin’i anlatarak, hapishanede işkence ile 2 kaburgası kırılan DGD’li dostumuz Mehmet Şimşek’i anlatarak verebilirdik.[2] Deniz Göktaş lehine yapılan her bir eylem ve açıklamaya, Kuyu Tiplerine dair bir başka açıklama veya eylem eklenerek buradan Kuyu Tipi karşıtı bir kampanya örmeyi deneyerek verebilirdik. Yine başarısız olabilirdik, ama en azından kendi hattımızı çizmiş ve kendi hattımıza uygun politika yapmayı denemiş olarak başarısız olurduk.

Doğru, Deniz Göktaş konusunda bizle hemfikir olan kitlelerin dahi büyük çoğunluğu Taceddin, Mehmet, Berkay ve diğer devrimci tutsaklar söz konusu olduğunda karşımıza konumlanmaya muhtemelen dönecektir. Fakat devrimci mücadele genel kamuoyunun meşru bulacağı görüşlerimize dair politika yapıp, kalanları gizlemek zaten olamaz. Hedefimiz bir yolunu bulup Taceddin’i, açlık grevi geri döndürülemez noktaya gelmeden alacak kamuoyunu yaratmak değil midir? Bu kamuoyunu yaratmak için Deniz Göktaş’ın bize sunduğu fırsattan daha iyisi ayağımıza gelir mi? Deniz Göktaş’tan bahsedince bizle hareket eden insanları, Taceddin için de hareket etmeye ikna edemezsek, hatta giderler diye ikna etmeye çalışmayı bırakalım, gündem etmekten dahi kaçınırsak, varoluşumuzun ne anlamı kalır?

Bugün şu bir gerçek, Deniz Göktaş’a dair yaptığımız bir paylaşım Taceddin Erol Şahin’e dair bir paylaşımdan yüz kat daha fazla etkileşim alıyor, sokakta yine yüz kat fazla insan bizle hareket ediyor. Tam da bu yüzden elimizde çok büyük bir fırsat var. Ancak Deniz Göktaş deyince yanımıza gelenlerin büyüsüne kapılmamalı, devrimci görevlerimizi bir kenara koyup onların gitmemesine göre söylem kurmamalıyız. Kendi gücümüz sınırlı, etki alanımız dar olabilir; ancak bunu genişletmenin yolu kendi tutumumuzu daha “kabul edilebilir” hale getirmek olamaz. O zaman etki alanımız genişletmek ve politik aktörler olmak yerine, başka politik duruşların etki alanına girer, başka politik aktörlerin peşine hizalanmış buluruz kendimizi.

Şu ana kadar kaçırdığımız demeyeceğim, görmezden geldiğimiz bir fırsat var elimizde. Ancak vakit tümüyle geçmiş değil. Taceddin Erol Şahin’in bir sonraki duruşması 26 Kasım’da ve açlık grevi sürerse o gün 212. gününde olacak. Açlık grevi zaten 150 günü aşan Taceddin için hayati tehlike eşiğine ne yazık ki çoktan gelmiş durumdayız. Bir sonraki duruşmaya kadar, hatta bir sonraki haftaya kadar ne olacağını bilmek mümkün değil. Bu yüzden Taceddin için mücadeleyi yükseltmek şu an en acil görevimiz.

Bu vesileyle buradan da tekrar haykıralım:

  • Taceddin Erol Şahin’in talepleri kabul edilsin ve serbest bırakılsın
  • DGD’li dostlarımız serbest bırakılsın
  • Berkay Ustabaş’a getirilen görüş yasağı kaldırılsın
  • 16 yaşındaki Ö.A.’ya dayatılan tecrit son bulsun
  • Kaburgası kırılan Mehmet Şimşek’e yapılan işkence aydınlatılsın, sorumlular derhal cezalandırılsın
  • Kuyu Tipi cezaevleri kapatılsın.

[1] Daha bu yıl Kuyu Tiplerine karşı sürdürdüğü açlık grevi siyasi tutsak Gürkan Türkoğlu’nun hayatını kaybetmesi ile sonuçlanmıştı. Anısı mücadelemizde yaşayacak.

[2] Mehmet Eylül ayının başında tahliye edilmişti, ancak yaşadığı işkence aydınlatılmadı, sorumlular bunun bedelini ödemedi.

Yazar