TEKSTİL SEKTÖRÜ RAPORU

Bu raporda büyük oranda Özgürlükçü Gençlik’in 2026 yılında “Gençliğin Geleceksizlik Zirvesi’ne giderken: Gençlik Nerede? İşçilik, İşsizlik ve Geleceksizlik” başlığı altında gerçekleştirdiği söyleşiler dizisinin tekstil işçileri ile birlikte gerçekleştirilen “Tezgâh Başında Hayat” başlıklı oturumunda yapılan sunuş ve tartışmalardan yararlanılmıştır.

Tekstil ve hazır giyim sektörü, Türkiye’nin ihracat ekonomisinin kurucu sektörlerinden biridir ve bu konumunu onlarca yıldır korumaktadır. Bu yaygın ihracat başarı anlatısının ardında sektör, ağırlıklı olarak küçük atölyelerde kayıt dışı, sigortasız ve hukuki güvenceden yoksun biçimde çalıştırılan on binlerce işçiye bel bağlamaktadır. Türkiye genelinde kayıt dışı istihdam oranı %28 düzeyindeyken bu oran tekstil sektöründe %50’ye yaklaşmaktadır. Yani her iki tekstil işçisinden biri aslında devletin kayıtlarında yasal olarak bulunmamaktadır.

Sektörün bu yapısı ne denetimsizlikten ne de ihmalden kaynaklanmaktadır. Tekstilde ucuz işgücü bir politika tercihidir. Gerek Zara ve H&M gibi uluslararası devler gerek LC Waikiki gibi yerli şirketler, üretimi taşeron zincirleri aracılığıyla örgütler. Marka, tasarımı yapar ve işi bir aracıya verir, aracı başka bir aracıya verir. Bu zincirin en sonunda iş küçük atölyelere ulaşır. Bu zincirlemenin her halkasında fiyat düşer, düşen fiyatın karşılığı ise doğrudan işçinin ücreti ve çalışma koşullarından kırpılır.

İşçilerin büyük çoğunluğu hangi markanın ürününü ürettiklerinden dahi habersiz bırakılır çünkü sistem o kadar parçalıdır ki işçi ile marka arasında ne hukuki ne de görünür bir bağ yoktur. Markalar atölyelere ancak denetim için zaman zaman gelir, yapılan işi kontrol ederler. Sigortasız işçi var mı, tuvalet hakkı kısıtlanıyor mu, gece mesaisi fiilen ödeniyor mu gibi sorular bu denetimin konusu değildir.  Oysa ki kamuoyuna yansıttıkları yüzleri çok farklıdır. Inditex grubunun kamuoyuyla paylaştığı belgede çocuk işçi yasağı, kayıtlı istihdam zorunluluğu, ayrımcılık yasağı ve fazla mesai sınırları yer almaktadır ama Temiz Giysi Kampanyası’nın 2022 saha araştırmasına göre görüşülen işçi ve işverenlerin hiçbiri bu kuralların hiçbirinin yürürlükte olmadığını söylemişlerdir.

Tekstil’de Çalışma Koşulları

Tekstil atölyelerinde çalışma koşullarını anlamak için önce saatlere bakmak gerekir. Standart vardiya sabah sekiz buçuktan akşam yediye kadardır. Gece vardiyaları bunun üstüne eklenir. Sektörde görüşülen işçilerin üçte biri haftada altmış saatin üzerinde çalıştığını bildirmiştir. Esasen yasal sınır kırk beş saattir. Yani buna göre bu işçiler haftada bir buçuk hafta kadar çalışmaktadır. Fazla mesai çoğu durumda kayıt altına alınmaz ve ücreti ödenmez. Kâr, işçinin karşılıksız bırakılan bu saatlerinden çıkar.

Gün içindeki molalar on beş dakika kahvaltı, kırk beş dakika ile bir saat arasında öğle yemeği ve on beş dakika çay molasından oluşur. Bu on beş dakikaya hem kahvaltının hem sigaranın hem de tuvalete gitmenin sığması beklenmektedir. Molaya on beş dakika kala tuvalet yasaktır, moladan on beş dakika sonra tuvalet yasaktır. İki mola arasında bir kez tuvalete gidilmesine izin verilir, ikincisi uyarı gerekçesidir. En temel insani ihtiyaçlar bile göz ardı edilmektedir.

Çay için metal bardak tercih edilmesi de bunu yansıtır. Cam bardakta içilen çay yudumlanabilir, işçi kısa da olsa nefes alabilir. Metal bardak elin yanmasına yol açar, çay hızla içilmek zorunda kalınır ve işçi makineye döner. Bu, dinlenmenin bir bardak aracılığıyla bile kısıtlandığı bir ortamdır.

İşçiler arasında konuşmak, telefon kullanmak büyük ölçüde yasaktır. Hareket alanı makinenin önüdür, işçinin yerinden kalkması bile uyarı sebebidir. İşçinin fiziksel varlığını mümkün olan minimum alana sıkıştırılmaktadır.

Sağlık açısından da tablo ağırdır. Kot üretiminde kumlama, taşlama ve boyama süreçlerinden kaynaklanan kimyasal maruziyet yıllarca sürdüğünde ağır meslek hastalıklarına dönüşür. Penye atölyelerinde kesim sırasında havaya karışan ince toz aynı sonucu verir ama çok daha yavaş. Sigortasız işçi için zaten tüm bu meslek hastalıkları, sağlık sistemine ulaşamadan yaşanır. İş kazasında tazminat hakkı yoktur ya da işçi bu hakkın var olduğundan habersizdir.

Bu, 2024’te Adana’da bir tekstil atölyesinde on bir yaşındaki Suriyeli çocuk Ahmet Haskiro’nun dikiş makinesiyle çalışırken hayatını kaybetmesinde de görülebilir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre atölyede göçmen çocuklar kayıt dışı ve sigortasız çalıştırılmaktaydı. Buna rağmen patronlar cezasız bırakılarak olayın üstü örtülmüştür.

Kayıt Dışı İstihdam ve Sosyal Güvence Sorunları

Her iki tekstil işçisinden birinin sigortasız çalışması bu sektörün işçiyi nasıl gördüğünü özetler niteliktedir. Sigortasız işçi hastalandığında devlet hastanesine gitmeye hakkı olsa da ilaç masrafını kendisi karşılar. İş kazasında tazminat talep edemez, yıllarca çalışsa da emekliliğe bir adım daha atamaz. Fazla mesaisi kayıt altında değildir dolayısıyla çoğu durumda itiraz edemez ücret de talep edemez. Ücretli izin diye bir şey yoktur, izin almak o gün ücret almamak demektir.

Bu yoksunluğun nasıl içselleştirildiği saha araştırmalarında çarpıcı biçimde ortaya çıkmakta. İş kazasında sigortalı olsaydı tazminat alabileceği hatırlatılan bir işçinin yanıtı şudur: “Ondan haberim var ama ben kimseye şey yapamam, kimseye yük olamam yani.” Kaza geçirmiş, belki kalıcı hasar görmüş biri, kendi hakkını talep etmeyi “yük olmak” olarak tanımlamaktadır. Sigortasızlık işçinin kendi hakkına bakış açısını da biçimlendiren bir biçimde işçiyi sindiren bir ilişkidir.

Emeklilik ise sektörde var olmayan bir kavram sayılır. Sigortasızlık, düzensiz primler ve sürekli iş değişimi emekliliği fiilen imkânsız kılar. İşçi yarınını da kaybettiği bir düzen içinde çalışmayı sürdürür. Bedeni ise bu süreçte yavaş yavaş tüketilen bir araca dönüşür.

Sigortasızlığı bu denli kalıcı kılan bir neden de işverenlerin bunu özellikle işçiye yanlış aktarmasıdır. İşçilerin haklarına dair neredeyse tek bilgi kaynağı işverenin kendisidir ve işveren bu bilgiyi tutarlı biçimde işçinin aleyhine yanlış aktarır. On beş yaşını doldurmuş her işçi sigortalı çalışabilir ama sektörde “sigorta için on sekize girmek gerekir” inancı yaygındır. Günlük çalışanlar da sigortalanabilir ama “günlükçüler sigortalanamaz” denerek bu hak da saklanır. İşçi ilk günden itibaren sigortalanmak zorundadır ama “önce birkaç ay beklenir” denir. Bir işyerinde tüm işçileri sigortalamak için herhangi bir sayı sınırı yoktur ama “atölyenin yirmi kişi sınırı var” bilgisi kulaktan kulağa yayılmaktadır. Bu yanlışların tamamı gerçeklikle ve işçiyi hakkını aramaktan alıkoymayı amaçlar.

Devlet denetimi de bu tabloyu değiştirmemektedir. Müfettişler işyerinin vergi levhasına bakar ama çalışanların sigortalı olup olmadığına bakmaz. Çalışma Bakanlığı’nın sektöre yönelik programlı teftişleri dönemsel ve kısıtlı kalmaktadır. Bir işveren bunu şu şekilde aktarırken herhangi bir çekince taşımaz:

“Denetim yapıldı fakat ceza yemedik, çünkü sigortasız çalışanları arka kapıdan çıkardık.” Bağcılar’da görüşülen işveren, Temiz Giysi Kampanyası saha araştırması, 2022

Bu cümle durumun nasıl da alışılmış olduğunu gösteriyor.

Sektörde Çocuk ve Genç İşçi İstihdamı

Tekstil işgücünün yine önemli bir bölümü gençlerden hatta çocuklardan oluşmaktadır. Pek çok tekstil işçisi çalışma hayatına çocukken başlamıştır. Bu sektörün çocuk emeğine bu kadar açık olmasının nedeni tesadüf değildir. Taşeronlaşmış zincirin en altındaki atölyede iş, tek bir tekrar eden hareketten ibaret hale getirilmiştir. Bu yüzden çocuklar da bu hareketi öğrenerek üretime dahil edilebilir. Sektör “hafif iş” sayılır, girmek için eğitim gerekmez, her zaman iş vardır. Bu özellikler, sektörü çocuk emeği için yapısal olarak uygun kılar.

Ailelerin çocuklarını atölyeye gönderme kararı ise zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Çocuğu okula tutacak ekonomik güvenceden, okul masraflarını karşılayacak gelirden, yetişkin ve vasıflı olmak için tanınacak zamandan yoksun bir ailenin başvurabileceği seçenekler sınırlıdır. Bu zorunluluğun sonuçları ise zincir gibi birbirini izler. Çocukken okulu bırakan işçi, büyüdüğünde tekstil dışında bir işe girecek eğitimden ve deneyimden yoksundur. Sektörün dışına çıkacak kapıyı bulmak, o kapının hiç açılmamış olması nedeniyle imkânsıza yaklaşır.

“Okuma yazmam olmadığı için başka çalışacak bir iş bulamadım, bu yüzden tekstilde çalıştım. Başladığımda on yaşındaydım. Diğer işlere almadılar beni.”

Görüşülen işçi, Temiz Giysi Kampanyası saha araştırması, 2022

Sektörün yoğunlaştığı coğrafyaya bakıldığında da bu tablonun tesadüf olmadığı daha da belirginleşir. Küçük atölyeler büyük şehirlerin yoksullaşmış semtlerinde ve kırsal bölgelerde yoğunlaşmaktadır. İşsizliğin yüksek, alternatiflerin kısıtlı olduğu bu yerlerde tekstil, her koşulda iş bulunabilen ve önceden deneyim gerektirmeyen bir alandır. Alternatifsiz işçi daha az talep eder, daha uzun saatler için daha düşük ücrete razı olur. Sermaye açısından bu coğrafyalar, işçi örgütlenmesinin zayıf, ücret baskısının yüksek ve yedek işgücü havuzunun geniş olduğu ideal alanlar olarak işlev görür.

Tekstil Sektöründe Kadın Olmak

Türkiye tekstil sektörünün omurgası kadın, özellikle de genç kadın emeğidir. Kayıt dışı çalışanlar dahil edildiğinde sektördeki kadın işçi oranının %60’ı aştığı tahmin edilmektedir. Bu yoğunluk, sektörün kadın emeğinin daha kolay ucuzlatılabilir, daha kolay sessizleştirilebilir düşünmesinden kaynaklanmaktadır. İşten çıkarılma korkusu ve evdeki bakım sorumluluğunun yükü nedeniyle sektör, kadın işçiyi erkek meslektaşına kıyasla daha az talep eden ve daha kolay sindirilebilir biri olarak konumlandırmaktadır.

Aynı pozisyonda çalışan kadın ve erkek işçi aynı ücreti almaz. Üstelik kadın işçiler mobbinge de daha sık maruz kalmaktadır. Kadın işçiler küçük atölyelerde taciz, psikolojik baskı ve ayrımcılıkla birlikte örgütsüz ve güvencesiz koşullarda çalışmaktadır. Kadın işçinin, erkek işçinin zaman zaman tepki gösterebildiği durumlarda ses çıkarması işten atılma sebebidir.

Kadın işçinin günü atölyede bitmez. On iki saat dikiş makinesinin başında geçirilen vardiyadan sonra eve dönüldüğünde yemek, temizlik, çocuk bakımı başlar. Bu iş görünmez, ücretlendirilmez ve sektörün hiçbir verisinde yer almaz; ama bedenin ve zamanın tükenmesine katkıda bulunmaya devam eder. Sektörden bir kadın işçinin anlattığı şu satırlar bunu çok iyi özetlemektedir: “Üç sene günlük olarak çalıştım gece, çünkü çocuklar vardı okuyorlardı; gece çalışıyordum gelip biraz uyuyordum sonra yemek yapıyordum çocuklara.”

Görüşülen kadın işçi, Temiz Giysi Kampanyası saha araştırması, 2022

Bu aktarımda birkaç şey aynı anda göze çarpmakta. Çocuk bakımının ücretsiz ve kamusal bir çözümden yoksunluğu, bu yoksunluğun kadını güvencesiz çalışmaya mecbur bırakması ve kadın emeğinin atölyede de evde de aynı anda tüketilmesi. 

Bütün bu yükün altında, sektörün yönetim kademelerinde, satış birimlerinde ve karar mekanizmalarında kadın oranı çok azdır. Üretimin yüzde altmışından fazlasını taşıyan kadın işçi, üretimle ilgili hiçbir karara dahil edilmez. Sektör kadını yalnızca makine başında görür.

Göçmen kadın işçilerin durumu ise bu durumun en çok kötüleştiği yerdir. Sektörde yapılan araştırmalara göre tekstil atölyelerinde çalışan Suriyeli işçilerin neredeyse tamamı yasal çalışma izninden yoksundur. 2016’da çıkarılan mülteci çalışma izni yönetmeliği, izinleri Türkiyeli işçilerin yüzde onuyla sınırlamaktadır ve oldukça zor başvuru koşulları içermektedir. 2018’e kadar yalnızca 27.930 Suriyeliye izin verilmiştir. Yüz binlerce göçmen işçi bu rakamın kat kat dışındadır. Belgesiz olmak, işveren karşısındaki bütün kaldıraçları ortadan kaldırır. Sınır dışı edilme korkusu, en temel haklardan bile vazgeçilmesini sağlayan bir tehdide dönüşür. Araştırmalarda Suriyeli kadın işçilerin aldığı ücretin zaten düşük olan Türkiyeli meslektaşlarının ücretinin bile altında seyrettiği belgelenmiştir.

Sendikal Haklar, Örgütlenme ve Önündeki Engeller

Sektördeki bu tablo karşısında işçi örgütlenmesi kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Ancak sistematik biçimde bastırılmaktadır. Sermaye bu bastırma için her yönteme başvurmaktadır.

Gaziantep’te Sırma Halı fabrikasında ücretlerini aylardır düzenli alamayan işçiler iş bırakma eylemi başlatmıştır. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, işçilerin taleplerini kamuoyuyla paylaşmak üzere fabrikada yaptığı açıklamanın ardından “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklanmıştır. Ücretin zamanında ödenmesini talep etmek bugün Türkiye’de tutuklanmayı gerektiren bir suç sayılabilmektedir.

Sektörün atölyeleşme eğilimi de örgütlenmeye karşı bir engel olarak işlemektedir. Büyük fabrikalar bilinçli biçimde on ile on beş kişilik küçük atölyelere bölünmektedir. Bu tercih sendikaların örgütlenmesi için gereken işçi eşiğine ulaşamamasını sağlayan, işçiyi yalnızlaştıran ve birleşik hareketin zeminini ortadan kaldıran bir siyasi müdahaledir.

Tazminat meselesinde de benzer bir gasp düzeni işlemektedir. Tazminat işçi için bir can simididir ama yasal bir hak olan tazminatın ödenmemesi sektörde yaygın bir pratiktir. İşçi dava açtığında süreç en az iki yıl sürer. İki yıl öncenin parasıyla ödenen tazminat ise yüksek enflasyon ortamında gerçek değerinin çok altında kalır. Patronlar için bu davalar caydırıcı bir tehdit değildir. Aksine, zaman aşımı işverene hizmet etmektedir.

Sektörde sendikalaşma çabaları sürmektedir. Bu çabalara karşı şirketlerin görünürde yasak uygulamadığı ancak devlet kurumlarıyla kurduğu örtük işbirliği aracılığıyla örgütlenmenin önünü fiilen kestiği gözlemlenmektedir. Buna karşın örgütlenme isteği her geçen gün büyümekte, atölyelerde ve fabrikalarda zaman zaman kendiliğinden patlak veren eylemler bu isteğin canlılığını göstermektedir. Değişim, yalnızca işçilerin örgütlü gücünün büyümesiyle ve somutlaşan bir sınıf dayanışmasıyla mümkündür.

Kaynakça:


Bu raporda büyük oranda Özgürlükçü Gençlik’in 2026 yılında “Gençliğin Geleceksizlik Zirvesi’ne giderken: Gençlik Nerede? İşçilik, İşsizlik ve Geleceksizlik” başlığı altında gerçekleştirdiği söyleşiler dizisinin tekstil işçileri ile birlikte gerçekleştirilen “Tezgâh Başında Hayat” başlıklı oturumunda yapılan sunuş ve tartışmalardan yararlanılmıştır.
-Temiz Giysi Kampanyası, “Tekstilin Geride Bıraktıkları: Tekstil Sektöründe Kayıtdışı İstihdam” (2022)  

-BİRTEK-SEN, “Güneydoğu Anadolu’da Tekstil Sektöründe Kadın Emeği ve Sendikal Algı Raporu” (2023) 

-EuroNews, “BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklandı” (Mart 2026)

Yazar